erken rezervasyon fırsatları
|
|
|||||||
|
|||||||
TATİL REHBERİ, TATİL, UCUZ TATİL İMKANLARI,EKONOMİK SÖMESTRİ TATİL SECENEKLERİ, ŞUBAT TATİLİNDE NERELERE GİDİLİR
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|||||||
Deniz, güneş, kum, tarih, doğa, yeme, içme, eğlence, adrenalin... Tatil
anlayışınızın içinde bu kelimelerden hangisi ya da hangileri yer alıyor
bilemiyoruz ama, tümünü aynı anda bulabileceğiniz bir yöre biliyoruz:
Fethiye.
Güney Akdeniz’in özellikle yaz aylarında en çok rağbet gören bölgelerinden olan Fethiye, unutulmaz tatil yaşamak isteyenler için ideal… Fethiye’ye karayolu ile Antalya, Muğla ve Burdur bağlantılı üç ayrı alternatif ile çam ağaçları arasında yapılacak rahat bir yolculukla ulaşılabiliyor. Hava ulaşımını tercih ederseniz en yakın havalimanı 55 km. uzaklıktaki Dalaman Havalimanı. Fethiye–İstanbul arası 814 km’dir. Ankara’dan 635 km, İzmir’den ise 359 km uzaklıkta.
Ölüdeniz gibi dünyada eşi bulunmayan bir plajı bulunan Fethiye, Türkiye'nin turizm merkezlerinden biri. Hemen belirtelim: Ölüdeniz, geçtiğimiz yıllarda Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi olan Bild’in internette başlattığı, ‘Dünyanın En Güzel Sahili’ yarışmasında en yüksek oyu alarak birinci oldu.
Ah Belcekız!
Ölüdeniz’e ait onlarca efsane bulunuyor. Bunlardan birine göre; Denizci baba-oğul derin maviliklerde yol alırken çok güçlü bir fırtına çıkmış. Fırtınadan kurtulacakları sığınabilecekleri sakin bir koy olduğunu söyleyen denizci genç, babasını bir türlü inandıramamış, aralarında müthiş bir kavga çıkmış kavga sırasında yanlışlıkla çarpan kürek darbesiyle genç çocuk denize düşmüş ve ölmüş, daha sonra babası genç denizcinin bahsettiği o sakin koyu görmüş ve oğluna inanmış ancak işten çoktan geçmiş. Diğer bir efsane göre ise; baba-oğul denize açılırlarmış. Genç denizci, Belcekız adlı bir kıza aşık olmuş ve su almak için her fırsatta Belcekız'ı görmeye gitmiş. Bir gün babasıyla denizde ilerlerken fırtınaya tutulmuşlar. Genç denizci babasına sakin bir koydan bahsetmiş ancak, babası oğluna inanmamış, genç oğlunun aşık olduğu kızı görmek için bahane uydurduğunu zannetmiş ve çok sinirlenmiş. Bu sırada o sinirle oğlunu denize itmiş. Genç denizcinin cesedi sahile vurmuş, aşık olduğu gencin cesedini gören kız ise bu acıya dayanamayarak intihar etmiş. Genç Kızın intihar ettiği yere Belcekız, genç denizcinin öldüğü yere de Ölüdeniz denmiş. Ölüdeniz, Fethiye’ye 14 km. uzaklıkta bulunuyor. Yol boyunca çamların arasından beliren maviye insanı sarhoş ediyor. Ölüdeniz’de yüzmek ise bambaşka bir keyif. Dünyanın en özel adalarında bile bulunmayan kıpırtısız, pırıl pırıl suyun dibinde tek bir yosun bile yok! Ayrıca Fethiye’de Çalış ve İztuzu plajları da bulunuyor.
Adrenalin tutkunları
Fethiye adrenalin tutkunları için de bir çok alternatif sunuyor. 1975 m.yükseklikte bulunan Babadağı’ndan paraşütle atlamak ve dünyanın en güzel bölgesinin nefes kesen manzarasını izlemek, yaşamınız boyunca tattığınız tüm zevklerin ötesinde bir anı. Ayrıca Fethiye, Af Kule gibi dalış bakımından çok uygun yerlere sahip. Fethiye’nin parlak suları ve pırıl pırıl suları su altı fotoğrafçıları içinde pek çok güzellik sunuyor. Göcek ve özellikle de Ölüdeniz yakınındaki adalar ve koylar dalış tutkunluklarını kendisine çekiyor. Alternatif turizm faaliyetlerinden biri de düzenlenen, günlük, haftalık yürüyüş turları. Bu turlarda zengin bitki topluluklarını görebilir, kırsal kesimin kültürünü tanıyabilirsiniz. Bunların dışında Toros Dağları’ndan Akdeniz’e ulaşan güzergahlarda at sırtında gezintiler düzenleniyor.
Gezelim görelim
Bugunkü Fethiye kenti yakınlarındaki Belen'de, MÖ. 3000'lerde kurulduğu sanılan antik Telmessos kenti, Lykia'nin Karia sınırında yer alıyormuş. Uzun bir süre Lykia'ya karşı bağımsızlığını koruduktan sonra, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Pers egemenliğine girmiş. MÖ.5. yüzyılda Delos Birliği'ne, MÖ.362'de de Lykia'ya katılmış.
Bu nedenle bölgede o dönemlerden kalan bir çok tarihi eser bulunuyor. M.Ö 4.yy’dan günümüze ulaşmış tarihi kalıntılardan biri Likya döneminden kalan ve şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarların çevrelediği Likya Kaya Mezarları. Basamaklarla yukarısına doğru çıktığınızda mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşılıyor. İon stilinde ve tapınak türünde yapılan bu mezarın solundaki sütunun üzerinde dönemin alfabesi ile “Herpamias oğlu Amintas” yazıyor. Tarihe merakınız varsa eğer, Likya Kaya Mezarlıkları görkemi ile sizi büyüleyecek.
Mitolojik çağlara ait kalıntılardan ortaya çıkan tapınaklardan en önemlisi olan Letoon da Fethiye’de gezinizin bir diğer durağı olmalı. Letoon, Likya Birliği’nin dinsel merkezi kabul ediliyor. Apollon ve Artemis’e adanmış 3 tane tapınak bulunuyor. Antik çağlarda kalan en dikkat çekici yerlerden bir tanesi ise; Telmessos Antik Tiyatrosu. Yapılan kazı çalışmalarına göre burada geçmiş zamanlarda 5000 kişi kapasiteli bir tiyatro olduğu ve arena olarak kullanıldığı düşünülüyor.
Kelebekler Vadisi’ne özel ilgi
Tüm bunlardan başka Kelebekler Vadisi’nin ayrı ilgiyi hak ettiğini söylemeliyiz. Fethiye’den tekne turuyla ulaşabileceğiniz bir doğa harikası Kelebekler Vadisi, küçük şelalesi, kumsalı ve tertemiz denizi ile nefes kesen bir güzelliğe sahip. Buraya temmuz ve eylül ayları arasında Jarsey Tiger adlı kelebek türünün yaşamasından dolayı Kelebekler Vadisi deniyor.
Fethiye'de yapacağınız tekne turları da size ayrı güzelliklerin kapılarını açacak. Fethiye’de bulunan 12 tane küçük adacık ve bozulmamış koylar, eğlenceli ve iyi hizmet sunan kiralık teknelerle gezilebiliyor.
Yemece-içmece- eğlenmece
Fethiye’de gezdiniz gördünüz, peki ne yiyeceksiniz? Akdeniz mutfağının en güzel örneklerinin sunulduğu Fethiye’de bol bol balık yiyin. Deniz ürünlerinin ucuz olduğunu da ekleyelim.
Fethiye’nin eğlence hayatı da oldukça hareketli. Eğlencenin kalbi Paspatur bölgesinde atıyor. Bu bölgede yoğun olarak restoran, cafe, bar ve klüpler yer alıyor ve Fethiye’de eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor.
Akdeniz'in bozulmamış beldelerinden biri olan Kaş, Antalya'dan Fethiye'ye
uzanan sahil şeridinde yer alan şirin bir liman kasabasıdır. Batıyı
Toros Dağlarının dik yamaçlarının denizle buluştuğu noktada;
yarımadalar, adacıklar ve komşusu Meis Adası ile kuşatılmıştır.
Kaş'ın ı.Ö. 2. bin yılındaki isminin Habessos olduğu ileri sürülür. şehirde bulunan ve iki ayrı dilde yazılmış bir yazıta göre, antik dönemde, Orta Lykia Bölgesi'nin eski liman kenti Antiphellos'un üzerine kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarına kadar da Andifli olarak adlandırılmıştır. Bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı, meşe palamudu ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek, kendine yeten zengin bir şehire dönüşmüştür.
Kaş'ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve "mausoleion" adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür.
Kaş'ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve "mausoleion" adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür. Akropol olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası'na bakan yüzünde, günümüze ulaşabilmiş, işçiliği düzgün sur kalıntıları görünür. Şehrin batısında, Antiphellos'un Hellenistik Dönem'e tarihlenen tiyatrosu ise oldukça sağlamdır.
Kaş, tarihi eserleri yanında tam bir doğa cennetidir: Büyük Çakıl, Küçük Çakıl ile Kalkan yolu üzerinde bulunan Akçagerme ve Kaputaş plajları, tertemiz sularında serinleyebileceğiniz yerlerdir. Ayrıca, sadece denizden ve yürüyüş rotasından ulaşılabilen, antik Sebeda kentini ve Antiphellos'un ikinci limanı olan Limanağzı Plajı'nı da unutmamak gerekir. Doğayla tarihin bütünleştiği Kekova'ya (Simena) yine tekneyle gidilebildiği gibi, karadan Üçağız'a (Theimioussa) gidilip ardından motor veya deniz kanosuyla (sea kayak), batık kent ve inci gibi işlenmiş koylar gezilebilir. Kaş'ın çevresinde yer alan mağaralardan Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, Kekova Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası, tüysüz yarasaları ve ayazma kalıntısı ile Hıdrellez Mağarası dikkat çekicidir.
Doğa aktiviteleri merkezi olarak ilginin her geçen gün arttığı Kaş, Akdeniz'in en önemli dalış merkezi olma yolundadır. Değişken kıyı yapısı, antik batık ve amphoraları, modern gemi ve uçak batıkları, resif, kanyon ve mağaralar ile fauna ve floranın zenginleştirdiği, yasak bölgelerin büyük bir bölümünün dalışa açıldığı, güçlü akıntıların olmadığı, berrak ve turkuaz deniziyle bu ilgiyi hak eder.
Son yılların ilgi çeken su sporlarından kano yapmak isteyenlere de heyecan verici seçenekler sunar bölge. Kaş'ın (Antiphellos-Sebeda) ve Kekova'nın (Theimioussa-Simena) tarih ve doğa güzellikleriyle süslü eşsiz koylarında deniz kanosu (sea kayak), sakin akan suları ile Eşen ve Dalaman çayları'nda da, nehir kanosu yapılmaktadır.
Kaş, iklim koşulları ve yeryüzü şekilleri açısından yamaç paraşütü aktivitesi için de son derece elverişlidir. Paragliding meraklıları, deneyimli hocalar eşliğinde yeşil dağlardan süzülürken, muhteşem Kaş Arşipel'ini izleyerek kendilerini berrak suların kıyısına bırakabilirler.
Trekking ve antik kentler arasında yürüyüşlere sayısız olanak sunar yöre. Toros Dağları'nın en güzel rotalarından birinde; kimi kez sedir ormanlarında, kimi kez zengin maki topluluklarında, kimi kez vadileri, kanyonları aşarak, yürünebilir. Mevsimine göre bitkileri, kuşları ve diğer zararsız hayvanları gÖzleyebilmek, tatilini sadece denize girerek tüketmek istemeyenler için iyi bir seçenektir. Bu yürüyüşler, doğal güzelliklerin yanı sıra Likya patikalarını takip ederek, turist akınına uğramamış antik kentleri keşfetme, bozulmamış köyleri ve yöresel özelliklerini tanıma fırsatı da verir. Yaz sıcağının yakıcılığından kurtulmak isteyenlere yaylalarda günübirlik ve konaklamalı geziler düzenlenmektedir.
Likya uygarlığını daha yakından tanımak isteyenler için, antik kentlere günübirlik geziler de yapılmaktadır. Kaş'ın çevresinde; Xanthos, Letoon, Patara, Phellos, Pinara, Tlos, Istlada, Apollonia, Aperlai, Simena, Isinda, Kyaenai, Arykanda, Myra gibi antik kentlerin yanı sıra, henüz ismi bilinmeyen birçok harabe keşfedilmeyi bekler. Bu olağanüstü tatil beldesine uluslararası bir nitelik kazandıran ve Kaş Belediyesi tarafından düzenlenen Kaş Festivali ise her yılın Haziran-Temmuz ayında yapılmaktadır.
Safranbolu geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini
yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel
dokusu içinde koruyan örnek bir kent. Sahip olduğu zengin kültürel
mirası kent ölçeğinde korumadaki başarısı Safranbolu'yu "Dünya Kenti"
ününe kavuşturdu ve UNESCO tarafından "Dünya Miras Listesi"ne alındı.
Safranbolu, Anadolu’nun kuzey batı kesiminde yer alıyor. Antik devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçen Safranbolu’da sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlar.
Bizanslılar döneminde kentin adı Dadybra. 1196 tarihinde Selçuklular zamanında kentin adı Zalifre olmuş. Beylikler döneminde ve Osmanlıların ilk zamanlarında kentin adı Borglu ve Borlu şeklini almış. 16 yüzyıl Osmanlı Tapu ve Tahrir defterinden izlenebileceği gibi Borlu, yöreye yerleşen Taraklı Aşireti’nden dolayı Taraklıborlu olmuş.
Taraklıborlu adından sonra Safranbolu için Osmanlılar döneminde kullanılan diğer adlar, 18 yüzyıl ortalarında Zağfiran-ı Borlu, 19 yüzyıl ikinci yarısında kısa bir süre için Zağfiran-ı Benderli 19. yüzyıl son çeyreğinden itibaren Zağfiranbolu, son olarakta Zafranbolu ve Safranbolu biçimine dönüşmüş.
Kente adını veren safran bitkisi kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilme özelliğine sahip bir bitki. Gıda, ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılıyor. Bu ilgi çekici bitkinin dünyada üretildiği ender yerlerden biri Safranbolu.
Dünya Mirası Listesi’nde
Safranbolu, tarihi geçmişinde, en üstün ekonomik ve kültürel düzeyine Osmanlı döneminde ulaşmış. Kentin 17. yüzyılda İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama merkezi oluşu, bölgede ticaretin gelişimine olanak sağlayarak zenginleştirmiş. Bu dönemde İstanbul ve Kastamonu ile yoğun ilişkiler yaşanmış, Osmanlı devlet adamlarından bazıları kente önemli eserler bırakmışlar.
Safranbolu geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel dokusu içinde koruyan örnek bir kent. Sahip olduğu zengin kültürel mirası kent ölçeğinde korumadaki başarısı Safranbolu’yu “Dünya Kenti” ününe kavuşturdu ve UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne alındı.
Tüm ülkede bulunan yaklaşık 50 bin kadar korunması gerekli kültür ve tabiat varlığının 1131’i Safranbolu’da. Bu zenginlik kenti bir Müze Kent haline getirdi. Kentin ününü oluşturan Safranbolu Evleri 18. ve 19.yüzyıl Türk hayatının geçmişini, kültürünü, ekonomisini, teknolojisini ve yaşama biçimini yansıtan mükemmel mimarlık bilgisi ile yapılmışlar. Bugün yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunuyor. Bu evlerin 800 kadarı yasal koruma altında.
Doğaya ve insana saygılı evler
Meşhur Safranbolu Evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşları. Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönük olarak inşa edilmiş. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmıyor. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumda. Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengeli olan evlerde çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemen. Çünkü hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemiyor. Evlerin yapımında taş, kerpiç ahşap ve alaturka kiremit kullanılmış ve bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılıyor.
1975 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu’nun Safranbolu’yu kentsel sit ilan etmesi ile akademik düzeyde başlayan kente olan ilgi, zamanla ülkemiz sınırlarının dışına taştı. 90’lı yılların başından bu yana küçük ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu ile turizm ilçe ekonomisindeki yerini hissettirmeye başladı. Terk edilen konaklar, otel, lokanta gibi işlevlerle yaşama dönüştürülerek, bozulan arnavut kaldırımları yeniden yapıldı. Anıtsal eserler restore edilmeye başlandı ve kaybolmak üzere olan el sanatları turistik amaçla yeniden canlılık kazandı.
Görülmesi gereken yerleri
3000 yıllık tarihi geçmişe sahip olan Safranbolu pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve günümüze bir kültür zenginliği olarak ulaşmıştır. Özellikle Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve eşsiz konaklar gelenlere hayranlık uyandıracak nitelikte. Çarşı ve Bağlar, tarihi Safranbolu’nun görmeye değer iki ayrı bölgesi. Çarşı’nın kurulu olduğu vadiyi tepeden gören Hıdırlık Tepesi’ne çıkarak kentin panaromik manzarası görülebiliyor. Aşağıda Cinci Hanı ve Hamamı, karşıda Kale, saat kulesi, tabakhane, eski evler, konaklar, hanrlar ve hamamlar bir bütün olarak önünüze seriliyor. Benzer bir manzarayı, Kale’den ve Hasan Dede Kayası ile Şahbalı sırtlarından da seyredilebiliyor. Safranbolu’da Cinci Hanı ve Kaymakamlar Evi mutlaka ziyaret edilmesi gereken iki önemli eser. Kaymakamlar Evi, bir müze ev olarak düzenlenmiş ve tarihi Safranbolu evlerinin tipik özelliklerini en iyi şekilde yansıtıyor. Ayrıca Manifaturacılar Sokak, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilen evlerin bulunduğu Arasta arkası ve Hükümet Sokak, Bakırcılar Çarşısı, Demirciler Çarşısı ve Yemeniciler Arastası kesinlikle görülmesi gereken yerler.
Olimpos, barındırdığı tarihsel değerler, ağırladığı caretta carettalar
ve muhteşem doğası ile dinlenmek isteyenler için muhteşem bir seçenek!
Antalya'nın batısında yer alan Olimpos Kemer ile Adrasan arasında yer alıyor. Antalya'dan Kumluca yönüne doğru giderken Phaselis'i geçtikten sonra Olimpos'a giden tabelayı görürsünüz. Kuruluş tarihleri M.Ö. 168-78 yıllarında basılan Likya Konfederasyon sikkelerinde adı geçmekte olan bir liman kenti İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuş.
M.Ö. 100'de Lykia birliğinin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olan. Olimpos'u, M.Ö. 78'de Roma komutanı Servilius Isaurieus korsanlardan temizleyerek Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı'daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuş. Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz'de cirit attığı Orta Çağ'da şehir biraz hareketlenmiş ise de Osmanlıların deniz üstünlüğünü kurmalarından sonra iyice önemini kaybetmiş ve XV. yüzyılda terk edilmiştir.
Kumsalın konukları: İnsanlar ve caretta caretta’lar Olimpos, içinden geçtiği dereciğin iki yanına yayılmış. Kumsaldan da görülen ve mezarların üzerinde bulunan yüksek tepe Olimpos'un akropolü. Üzerindeki yapı kalıntıları ise Orta Çağ'da bir kale şekline sokulan surlara ait. Bu tepeden bakıldığında Venedik misali ırmağın güzel görüntüsünü seyredebilirsiniz. Irmak, kenarlarına yapılan poligonal teknikteki duvarlarla kanal haline sokulmuş, bugün de izlerini gördüğümüz köprü ile iki yaka birleştirilmiştir. Nehrin karşı tarafında hemen kıyıda görülen pencereli yapı şehrin hamam kalıntıları. Olimpos'un bu kıyısına nehrin üzerindeki iri taşlara basarak geçilebilir. Burada çalılıklardan çok zor gezilebilen Olimpos'un tiyatrosu bulunuyor. Tiyatronun tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye dağılmış süslü kapı ve niş parçaları burada tipik bir Roma Devri tiyatrosunun bulunduğunu gösteriyor. Tiyatro ile deniz arasında Bizans Çağı bazilikası ve suru ile nehrin kenarındaki hamam kalıntıları.
Olimpos caretta caretta kaplumbağaların yumurta bırakmaya geldikleri ender sahillerden biri. Bu nedenle sahilde ateş yakmak yasak. Birkaç çardaklı kır lokantası haricinde bakirliğini sürdüren kumsalda kaplumbağa yumurta yuvaları metal kafeslerle korunuyor. Eşsiz kumsalda ve pırıl pırıl denize girenlerin ömrü uzuyor. Günümüzde hala bakir kalmış koylardan biri olan Olimpos’da, SIT alanı kapsamında olduğu için antik alan ve çevresinde yapılaşma yasak. Konaklama ağaç evlerde yapılıyor. Bölgede ağaç evlerle oluşturulmuş tesisler yer alıyor. Ayrıca Çıralı'da portakal bahçeleri arasındaki pansiyonlar var.
Bölge yakınlarındaki Beydağları Olimpos Milli Parkı da dağcılıkla ilgilenenler için ideal bir bölge.
Yanartaş ziyareti
Olimpos tüm ziyaretçilerin hoşça vakit geçirdikleri benzersiz bir doğal cennet. Antik şehir en son olarak doğa tarafından fethedilmiş. Şehri gezmek için ormanın içerisinden, vahşi hayatı görerek, çam ve defne ağaçlarının kokusunu duyarak maceralı bir yolculuk yapmak gerekiyor. Olimpos'un kuzeyinde yer alan Çıralı Plajı'nın yamaçlarında yaklaşık ?>300 m. yükseklikte, Yanartaş yer alıyor. Ören yeri girişinden yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşten sonra bu yanar taşların olduğu tepeye ulaşılıyor. Mitolojiye göre Likya'lı Kahraman Bellerophon kanatlı atı Pegasos'un sırtında ağzından ateş püskürten canavar Kimera ile savaşmış ve onu burada öldürmüş. Yöresel inanışa göre canavarın ağzından çıkan ateş bugün hala yanmakta. Kutsal alan olarak yorumlanmış olan bu yörede Romalılar ve Bizanslılardan kalma yapılar bulunur. Burada yeryüzüne çıkan doğal gaz, havanın oksijeniyle birleşerek, antik devirlerden beri yanıyor. Eskiden daha güçlü olan ateş, zamanla küçük ama çok sayıda aleve dönüşmüş.
Gündüz saatlerinde belli belirsiz olan alevleri akşam saatlerinde izlemek etkileyici. Geceleri ziyaretçiler ateş çevresindeki eğlenceler düzenliyor.
Argos Kralı'nın oğlu olan Bellerophontes bir av partisi esnasında erkek kardeşini kazayla öldürdüğü için babası tarafından kovulmuştur. Ege Denizi'ni geçerek Anadolu'ya gelen Bellerophontes kendisine yeni bir yaşam kurar. Yöre krallarından birinin yanında hizmetkar olarak çalışmaya başlamıştır. Çeşitli kaynaklar yakışıklı bir genç olduğunu belirtir. Bu nedenle olsa gerek kralın karısı, Argos'un bu eski veliahtına aşık olur. Duygularını delikanlıya açıkça belli etmeyi ihmal etmez. Ancak yanında çalıştığı kralın karısıyla bu tür ilişkiye girmeyecek kadar onurludur Bellerophontes. Kraliçeyi reddeder. Kraliçe ise çok sinirlenmiştir. Krala giderek Bellerophontes'in kendisine zorla sahip olmak istediğini, karşı koyması sonucu ancak kurtulabildiğini söyler. Kral küplere biner. Çok kızmıştır. Bununla beraber delikanlıyı öldürmek istemez. Çağırıp eline bir mektup verir. Mektubu Xhanthos kralı olan kayınpederine vermesini emreder. Mektupta mektubu getiren Bellerophontes'in derhal öldürülmesi yazılıdır. Yola çıkan Bellerophontes Xhanthos'a gelir ve yanında taşıdığı mektubu krala teslim eder. Mektubu alıp okuyan kral önce çok şaşırır. Bellerophontes'in saflığı ve temiz görünümünden oldukça etkilenmiştir. Doğrudan öldürmeyi göze alamaz. Bir süre misafir eder, sonunda Tahtalıdağ'ın çevresinde yaşayan Khimaira canavarını öldürmesini talep eder. Khimaira başı arslan, ortası keçi, kuyruğu ise yılan olanbir yaratıktır. Ağzından burnundan alevler saçmaktadır. Görevi alan Bellerophontes yola koyulur. Yolda karşısına çıkan kanatlı atı (Pegasos) yakalar ve ona binerek havadan ejderhanın yaşadığı yere uçar. Khimaira onları görünce ateşler püskürterek yoketmeye çalışır. Pegasos'la birlikte Tahtalıdağ'a ulaşan Bellerophontes, dağın zirvesine yakın bir yerden canavarın hareketlerini kontrol eder. Oklarını hazırlar ve karşı saldırıya geçerek, ucu kurşunlu oklarını Khimaira'nın ağzından içeriye sokmayı başarır. Canavarın midesi kısa sürede dağlanır. Korkunç yaratık hırıltılı sesler çıkararak yere yığılır. Khimaira ölmüştür, ancak çürüyen bedeni yüzyıllar sonra bile ağzından çıkan ateşlerin sönmesine engel olamaz. O gün bu gündür de Yanartaş Çıralı'da yanmayı sürdürüyor. Bazı kaynaklar günümüz olimpiyat oyunlarının ilk kutsal ateşinin buradan geldiğini yazarlar.
Gökyüzü ve deniz mavisinin, yüksek çam ormanlarının yeşili ile
kucaklaştığı, uzun girift kıyı şeridi, iyi korunmuş koyları ve
limanları, doğal limanı, antik kentleri ile Türk ve Dünya Turizm
merkezlerinin arasında önde gelen turizm cennetidir Marmaris. Mavi
yolculuğun odak noktasında bulunan Marmaris sahip olduğu çam ormanları
nedeniyle halk arasında "Yeşil Marmaris" olarak adlandırılır.
Tarihin her devrini ve geçmişe ışık tutan etkileyici arkeolojik kalıntıları , muhteşem ve güzel doğasının büyüsüne kapılarak gezilen her yerde görmek mümkün. Arkeolojik yapısının dışında, sunduğu uzun plajları ve eşsiz maviliği ile deniz, yüzme ve her türlü su sporu ile çeşitli festivallerin düzenlendiği yat turizmi için ideal bir tatil beldesidir. İlçede Türkiye ve Doğu Akdeniz'in en gelişmiş mavi bayraklı marinası (Netsel Marina) bulunmaktadır. Aynı zamanda, yarım veya tam günlük, kano turları, at gezintisi , doğa yürüyüşleri, yat turları ,köy gezileri,cip safari ve Efes, Pamukkale, Dalyan ve Kaunos gibi bölgeleri ziyaretler şeklinde çevre gezileri konusunda geniş bir yelpaze sunulmuştur.
Deniz kenarındaki veya Marmaris içerisindeki lokantalarda yenilen bir akşam yemeği ve sonrasında geceye devam etmek isteyenler için Barlar Sokağı, hareketli barları, discoları veya gece kulüpleriyle iyi bir alternatif olabilir.
Marmaris Kalesi: Kemeraltı mahallesinde bulunan kare planlı zarif bir yapıya sahip olan Marmaris Kalesi ,deniz kıyısında yüksekçe bir tepenin üzerinde kurulmuştur. İyonya'lılar tarafından MÖ 334 yılında yapıldığı söylenir. Büyük İskender, fethinden sonra bu önemli kaleyi onartmıştır.
Marmaris Müzesi: Marmaris Kalesi’inde yer alan ve 1991 yılından bu yana hizmet veren Marmaris Müzesi’nde sergilenen, Roma ve Bizans çağlarına ait amforalar ,toprak kandiller,cam eserler ,silahlar,ok uçları,paralar ve süs eşyaları iki kapalı mekanda ve bahçede,açık alandadır. Diğer kapalı mekanlar ise sanat galerisi,büro ve depo olarak kullanılmaktadır.
Çarşı Market: Çarşıda sergilenen orijinal ,mükemmel kalite ve uygun fiyata her şeyi bulabilirsiniz. Pazar günleri liman boyunca sıralanan dükkanlarda bakır ve ahşap dekorasyon malzemeleri mücevherat ve bölgesel desenli elbiseler satışa sunuluyor.
Perşembe Pazarı(meşhur Cuma Pazarı: Marmaris Köy Marketinde meyve,sebze,dokumalar, kadın, erkek ve çocuk kıyafetleri, taklit tasarım eşyalardan spor kıyafetleri, yatak örtüleri ve masa örtülerine kadar her şey satılmaktadır. Perşembe günleri 09.00-18.00 saatleri arasında açıktır, en uygun ziyaret saati öğleden sonra geç vakittir.
Halıcılık: Turizmin yanı sıra halıcılık, özellikle elde dokuyan köy kadınları ve kızları için önemli bir gelir kaynağıdır. Her bölgenin bir hikayesi ve hikayenin de kendine has motifi vardır. Doğal boyalarla dokunan halılar, satın alınarak evinizde şahane bir anı olarak tatilinizi unutmamanızı sağlayabilir.
Sizi sıcacık bir güneşle sarıp, badem ve zeytin ağaçlarıyla bezenmiş, masmavi denizin kucağına götüren bir doğa.
Yıldızlar ve ayın bir ışık seli gibi, çılgın çiçek kokuları arasında Toroslar'dan Akdeniz'e indiği sıcak gecelerde, tadına doyulmayan sohbetler ve eğlenceler.
İstanbul'a 800 km, Ankara'ya 700 km Dalaman Havaalanı'na 110 km ve Marmaris merkezine ise 40 km'lik mesafe.
Havuz Bar'da, havuzun serinliğinde ve ağaçların gölgesinde, sımsıcak Akdeniz sohbetleri ile bambaşka seçkin bir dünya
Selimhan; Tatillerinizde tüm ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere özenle düzenlenmiş tatil çözümünüz...