Nihayet yaz tatilinin sonuna geldik, okullar açıldı. Bazılarımız
doyamamıştır belki yaza aynı her yaz olduğu gibi, bazılarına da tatil
olduktan sonra mevsim hiç fark etmeyecek. Bu yazımı İzmir’in Çeşme
beldesinde aynı son sekiz sene geçirdiğim gibi geçirdim ve artık burası
ile ilgili bir yazı yazma vakti geldi diye düşündüm. Belki biraz geç
kaldım ama seneye güzel ve cana yakın insanların olduğu, halen bakir
koyların bulunduğu rüya gibi bir ilçeye gitmek isterseniz aklınızda
bulunsun istedim. Aslında tüm yöre Çeşme olarak bilinse de Ilıca ve
Alaçatı ile bağlantılı bir üçgen alandan oluşuyor. Bunlardan en
belirgin şekilde büyüyeni tabii ki Alaçatı. Görülmesi gereken yerler
listemin başında, cumartesi günleri kurulan Alaçatı pazarı var.
Bildiğiniz sebze ve meyvelerin, aynı zamanda yöresel kumaş, havlu,
örtülerin satıldığı pazarda yöreye özel tatlı beyaz soğan, darı
dedikleri mısır, deniz börülcesi, Frenk elması denilen malta eriği,
yassı şeftali ve acur denilen sert ve çekirdeksiz cins bir salatalık
bulabilirsiniz. Pazarı her kesimden insanlar sabahın dokuzundan akşamın
dokuzuna kadar ziyaret ediyor. Çocuğu olanlar için her tür hayvanın
satıldığı bir stant da var. Su kaplumbağası, rengârenk boyanmış bir
milyona satılan civcivler, kuş türlerini gören çocuklar ile her hafta
pazarlık edebilirsiniz. Pazarın hemen arkasında caminin yanında eski
köy evlerini andıran bir kahvenin yanı başında eskici ya da bitpazarı
var. Ülkemizden ve komşu ülkelerden toplanan porselen, metal ve
kumaşlardan oluşan takı, kap kacak ve kılık kıyafetler makul fiyatlara
satılıyor.
Alaçatı eski bir Rum köyü olduğundan koruma altında ve son yıllarda
çoğu İstanbullular tarafından satın alınıp elden geçirilmiş. Çarşının
içinde belli başlı küçük sempatik oteller bulunuyor. Bunlardan en
meşhuru Taş Otel. Bunun yanında O Ev Otel, Sakızlı Han ve Sailors
Otel’i unutmamak gerek. Alaçatı’da yemeğe nereye gitmeli diye
soruyorsanız, kesinlikle uğranması gereken ilk yer Agrilla. 1800’lü
yıllardan kalma eski bir ahırda günde üç öğün yemek servisi yapılıyor.
On beş günde bir cumartesi akşamları tango geceleri var. Müziği ışığı
ve dansları ile insanı alıp götürüyor bir yerlere. Aynı sıra üzerinde
Tuval ticari bir boyutta mükemmel bir servis sunuyor. Dövülmemiş eti
kesinlikle denemeli. Delice aynı sırada yer alan ufak ve sempatik bir
lokanta mutlaka rezervasyon yapılmalı. Mönü yok, sahibi aynı zamanda
mutfak sorumlusu, her gece kendi kafasına göre pişirip değişik tatları
size sunuyor. Bu sene açılan Lavanta ve Su’dan kalıcı olacağa benzer.
Su’dan benim en sevdiğim yerdi bu yaz. Deniz mahsulleri mutfağından
karidesli fettucineyi tavsiye ederim.
Alaçatı’nın kendi halk plajı olduğu gibi dünyaca meşhur bir de
sörf plajı var. Dünyanın her yerinden sörfçüler gelip burada kamp
yapabildikleri gibi, sörfte yapıyorlar. Lokantasında yemekler güzel
fiyatlar çok makul. Seaside gene ilk açılan büyük plajlarından, buz
gibi deniz suyu ile yazın sıcaklığında serinlemenin adresi burası.
Kahvaltı ve hafif akşam yemekleri için hemen Alaçatı girişinde Alaçat
kahvesi var. Kır evi görüntüsündeki bu yerde ev yapımı ekmekler ve
reçeller değişik omlet çeşitleri ile birlikte servis yapılıyor.
Ilıca’ya geçtiğinizde artık Sheraton plajı olarak bilinen halk
plajının kumu yumuşak ve bembeyaz, denizi ise resimlik. Kış günlerinde
sıcak ve güzel bir plaj hayal etmek istediğinizde burayı
düşünebilirsiniz. Yöreye özel sabah kahvaltılıkları burada çok meşhur.
Bir nevi poğaça olan “Boyos” ile yufka, beyaz peynir ve maydanoz
kızartması börek “ katmer” ile İzmir lokması her köşede satılıyor.
Kumru sandviçleri ise ağız suyunu her an akıtabilir. Susamlı ekmekler
mangalda ısıtılıyor. Sucuk, salam ve peynir domates ile karıştırılıp
yine mangal da kömür ateşinde pişiriliyor ve ekmeğin içine konuluyor.
Doyurucu ve çok lezzetli. Büyük pahalı otel sevenler için Sheraton
burada, fakat yeni açılan Ilıca Oteli bence rekabeti kızıştıracak gibi.
Yılların meşhur pastanesi Bonjour gene Ilıca’da. Paşa Limanı’na doğru
gidilince son senelerin favori plajı Aqua Vekamp’da hem kampingciler
ağırlanıyor hem de tabii sıcak su havuzunda akşam üzeri içkiler
içilebiliyor. Sıcak hava, sıcak su ve alkol karışımı insana ne yapıyor
merak ediyorsanız mutlaka gidin, ama cebinizde para olsun çünkü
fiyatları fahiş ötesi. Yanı başında bu sene açılan Fontana, dekoru ile
servisi, müziği ve konumu ile seneye de dopdolu olacağa benzer. Artık
plaj rezervasyonları da yapılıyor Çeşme’de yoksa açıkta ve ayakta
kalabiliyorsunuz.
Çeşme Köy’ün kendisi biraz turistik. Hem dükkânları hem kalesi
hem de lokantaları ile yabancı turiste hitap edecek şekilde duruyor.
Faytonların yanında bira evleri, muhallebicisi, kebapçısı bir arada
duruyor. Kilise önünden konser biletleri almak ya da yaz dövmesi
yaptırmak dışında pek işim düşmedi Çeşme Köy’e. Limanı geçer geçmez
Çiftlikköy’e gelince ilk durak yılardan beri hizmet veren salaş lokanta
“Langusta”ya mutlaka uğrayın. Halen servis Allah’a emanet, ıstakozlar
taptaze ve hep kalabalık. Ama değişen tek şey fiyatlarda İstanbul
fiyatlarını yakalamış olması. Ahşap maslarda yemek yerken içecekleri
kendiniz gidip alıyorsunuz. Tuvaletler bahçede ve Nuh’tan kalma.
Babaylon Oteli’nden sonra Seaside plajının devamı olan fakat arada
burun bulunan plajlar yöresi Altın Kum bölgesine geliyorsunuz. Eski ve
halen popüler olan Okan Beach, Fun Club her biri yaş ve gününe göre
değişik keyif verebiliyor, ama deniz hep soğuk, kımıldamadan durmak
imkânsız. Kızgın yağa kızartılmak üzere patates attığınızda çıkan sesi
güneşlenme sonrası suya atladığınızda aynen duyabilirsiniz. Geçen sene
açılan ve benim favori yerim Kum Beach bu sene ek yapılan Çim Beach ile
tahtalardan yapılmış ve içleri yastık dolu locaları ile muhteşem müziği
ve yemekleri ile süper.
Dalyanköye’e gitmek isteyenler Onur Otel’in havuzunu, yemek
için ise balıkçılarını denemeliler. Halen balık servis yapılmadan
müşteri önünde tartılıyor ve fiyatı söyleniyor.
Aynı yol üzerinde Ayayorgi Kkoyu olarak bilinen koy hem gündüz plaj
hizmeti hem gece yemek ve müzik hizmeti veriyor. Koydaki en eski ve
halen en güzel yer Paparazzi. Yemek ve müziği ile hiç ödün vermiyor.
Gece yarısından sonra aynı koyda yer alan Shayna, Sole Mare ve Granada
devreye girince bir müzik cümbüşü oluyor ve toprak tek şeritli yoldan
çıkmak bir işkenceye dönüşüyor özellikle hafta sonları.
Son yıllarda tüm Çeşme yöresine inanılmaz bir turist akını
var, her yer dolu, otellerde yer bulmak zorlaşıyor ve yavaş yavaş
şehirleşme yolunda ilerliyor Çeşme. Havaalanından otoban ile yaklaşık
elli dakikada varacağınız bu güzel beldemizi daha fazla dolmadan
ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum tabii şimdiye kadar keşfetmediyseniz.
|
|
|
|