| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

TATİL REHBERİ

TATİL REHBERİ, TATİL, UCUZ TATİL İMKANLARI,EKONOMİK SÖMESTRİ TATİL SECENEKLERİ, ŞUBAT TATİLİNDE NERELERE GİDİLİR

LİG TV CANLI SEYRETME SİTELERİ BELEŞ MAÇ İZLEME

ligtv izle  bedava ligtv izle lig tv izle sitelerine gitmek  ve maç saatini beklemek.Çünkü kanallar maç saatinde aktifleşiyor.

% 100 Bedava Lig Tv İzle Justin Tv İzle

Bedava Lig Tv İzle %100 lig tv izle, bedava lig tv, Canlı Maç, Canlı Yayın, Lig Tv, maç izle, sopcast, turkcell süper lig, uydu, yayın d-smart canlı bedava ...

% 100 Bedava Lig Tv Izle - Ligtvdevu.net

Bedava Lig Tv Izle, ligtv izle, bedava ligtv, Justin Tv izle, ligtv, Canli Yayin, Lig Tv, mac izle, www.Ligtv.de.vu, turkcell süper lig, ligtvdevu, ligtv ...

Alexa Traffic Rank for

% 100 Bedava Lig Tv İzle Justin tv İzle

25 Eyl 2009 ... Bedava Lig Tv İzle, %100 Lig Tv izle, Canlı Lig Tv izle, Canlı Maç izle, LigTv, Bedava LigTv, Maç izle, Justin Tv, Justin Tv izle.

Alexa Traffic Rank for

Ligtv24.Com - Bedava Lig Tv izle, Maç Özetleri izle

Bedava Ligtv izle, canli ligtv izle, maç özetleri izle, maç özetleri.

Alexa Traffic Rank for

Bedava Lig Tv izle | P2P, Sopcast, TVU, Justin Tv, D-Smart | Canlı ...

% 100 Bedava Ligtv izle - Ligtv-Izle.Net

100 bedava lig tv izle, ligtv izle, ligtv, turkcell süper lig izle, ligtv izle, ligtvdevu.net, ligtvdevu, izle online, ligtv-izle.tv, justin tv izle, ...

tatil bitmedi ramazan bayramında en ucuz tatil nerede

tatil bitmedi ramazan bayramında en ucuz tatil nerede

erken rezervasyon fırsatları


Nisan ayında başlayan ve Haziran ayının ilk haftasına kadar sürecek olan 'erken rezervasyon' kampanyasında son döneme girildi. Clup İremtur'dan yapılan açıklamaya göre, Nisan ayında rezervasyon yaptıranlar yüzde 35'e yakın indirimli tatil satın aldı. Mayıs ayında rezervasyon yaptıranlar yüzde 25'e yakın indirimli tatil satın alacak. Haziran ayının ilk haftasında rezervasyon yaptıranlar ise yüzde 15'e yakın indirimli tatil satın almış olacak.

Açıklamaya göre, daha ekonomik tatile çıkmak isteyenler ve erken rezervasyon kampanyasını kaçırmamak için acentalara akın ederken, bu yıl, ülke genelinde yaklaşık 40 bine yakın kişinin erken rezervasyon ile daha ekonomik tatil yapacağı tahmin ediliyor.

Son günlerde, erken rezervasyona çok yoğun talep aldıklarını kaydeden Club İremtur Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Ulubay, "Telefonlarımız kilitlenme noktasına geldi. Son günlerde, erken rezervasyona çok yoğun talep alıyoruz. Hatta, bazı otellerdeki kontenjanlarımız dolduğu için otellerden bize, 'stop-sale' gönderilmeye başladı. Eğer, yerli turistimiz bu yıl tatile gitmeyi düşünüyorsa, biran önce rezervasyonunu yaptırmalıdır. Haziran ayının ilk haftasına kadar rezervasyonlarını yaptırmayanlar, hem daha yüksek fiyata tatil satın alacaklar, hem de çoğu zaman istedikleri oteller dolu olacağından yer bulamayacaklar. Daha ekonomik tatile gitmek isteyenlerin, biran önce tatil rezervasyonlarını yapmalarını öneriyoruz" dedi.

Club İremtur olarak bu yıl, geçtiğimiz yıla oranla erken rezervasyonda yüzde 30 artış yaşadıklarını kaydeden Sadettin Ulubay, bu yıl erken rezervasyon kampanyasında ortalama 5 bin kişinin tatilini organize edeceklerini söyledi.

Bu yaz oda sıkıntısı yaşanacak

Hem Avrupalıların, hem de Rusların yoğun olarak erken rezervasyon yaptırdığını anlatan Ulubay, "Akdeniz bölgesindeki otellerimize, yoğun ilgi var. Neredeyse şu an, güneydeki otel kapasitelerinin yüzde 50'sinde rezervasyonlar kesinleşti. Bu, çok ciddi bir orandır ve sezonun çok yoğun geçeceğini gösterir. Geçen yıl, Rusya'dan gelen turistlerin ilgisi nedeniyle otel bulamayan Avrupalı turistler, bu yıl erken davranarak, aylar öncesinden rezervasyonlarını yaptırdı. Avrupa ve Rusya'dan gelen turistlerin bu yılki erken rezervasyon talebinde, geçtiğimiz yıla oranla, yüzde 40'a varan artış yaşanıyor.

Eğer, yerli turistimiz de, yabancı turistler gibi daha ekonomik tatil paketi satın almak istiyorsa, biran önce erken rezervasyon yaptırmalıdır. Zira geç kalınırsa, yüksek sezon olan 15 Haziran ile 15 Eylül tarihleri arasında, ya oda bulma sıkıntısı, ya da son gün nedeniyle daha yüksek fiyata tatil satın alma durumunda kalacaklar. Aslında; yabancıya ucuz tatil, yerliye pahalı tatil diye bir uygulama yok. Yabancı turistler, tatil paketini aylar öncesinden aldığı için, daha ekonomik oluyor. Seyahat acentaları olarak bizler, yerli turist ile yabancı turist arasındaki fiyat farkını asgari düzeye indirmek için, halkımıza erken rezervasyon kampanyası hazırladık" diye konuştu.

Sinop'un Durağan ilçesine bağlı Ağcaçal köyünde


Sinop'un Durağan ilçesine bağlı Ağcaçal köyünde, araştırmacı üç arkadaş tarafından milyonlarca yıllık sarkıt ve dikitlere sahip doğa harikası bir mağara keşfedildi.

Mağarayı bulan araştırmacılardan Ziraat Mühendisi İbrahim Irmak, milyonlarca yılda oluştuğu sanılan mağaradaki sütunlardan bazılarının defineciler ve bilinçsiz vatandaşlar tarafından kırılarak zarar verilmesine rağmen alt kesimlerde bulunan galerilerde mağaracılık açısından çok önemli olan kireç taşı erimesi sonucu oluşmuş figürlerin bulunduğunu söyledi.

Mağaranın, yapılacak düzenlemelerle birlikte, oksijen yoğunluğu ile özellikle astım hastaları için doğal bir şifa kaynağı olabileceğini kaydeden İbrahim Irmak, "İlçemizin doğal ve tarihi zenginliklerini bulup ortaya çıkarmak amacıyla arkadaşlarımız Emin Adıgüzel ve Ali Göçmen ile birlikte çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Kireç kayalarının yoğun olduğu bir bölgede mağara oluşumlarının olma ihtimaliyle aldığımız bir duyumu değerlendirme sonucu bu mağarayı bulduk. Ağcaçal Mağarası canlı bir mağara. Oluşum devam ediyor. Bu nedenle muhakkak koruma altına alınarak ve araştırmalar yapılarak turizme kazandırılmalıdır.

Bölgesi itibariyle ülke çapında çok merak edilen ve beğenilen bir mağara olma şansı çok yüksek. Ancak mağaranın özellikle giriş kısmının kesinlikle açılmaması gerekiyor. Böyle bir yanlışın yapılması durumunda mağaramız kuruyup özelliğini kaybeder. Buraya gerekli yol ve diğer alt yapı yapılarak turizm için çok güzel bir alana dönüştürülebilir. Mağara gelişen Sinop turizmi için önemli bir kazanım olmuş olacak" diye konuştu.

Taç Mahal


TaçMahal   güneşin doğması ile birlikte belli bir an ve açıda yarısı beyaz, yarısı pembe bir hal alıyordu. Tıpkı 350 yıldır ayakta dimdik durduğu gibi bugün de öyle duruyordu.

Dün akşam üzeri bir ara otelin terasına çıkıp daha önce uzaktan izlediğim Taç Mahal’i sabahın ilk ışığı ile birlikte gün doğuşunda görmeye gittim. Aradaki fark filmde görmek ile kendi gözlerimle görmek arası gibiydi. Otelin lobisinde saat altıda buluştuk. Önceden ayarlanmış taksilerle Taç Mahal’e yakın bir otoparka oradan akülerle çalışan arabalarla Taç Mahal’in girişine geldik. Uzun ve geniş avluyu geçtikten sonra tüm haşmet ve görkemiyle anıtın karşısındaydım. Anıt tam doğu ile batının ortasına inşa edilmişti. Yapılmış olduğu yörenin mermeri ışık ve özellikle güneş ışığı ile farklı açılarda farklı renge bürünürmüş. Önünde yer alan ince uzun havuz tam olarak anıtı ortalamıştı. Güneşin doğması ile birlikte belli bir an ve açıda anıtın yarısı beyaz, yarısı pembe bir hal alıyordu. Tıpkı 350 yıldır ayakta dimdik durduğu gibi bugün de öyle duruyordu. Tek farkı bugün de onu görmeye ilk defa gelen yabancıların hayret dolu bakışlarının olmasıydı. Suların üzerine bile iki rengin yansıdığını söyleyen rehberin ısrarlı göstermelerine rağmen ben o beyaz pembe farkını göremedim. Rehber gördüğüne mi inanıyordu hakikatten görüyor muydu, bilemeyeceğim. Ama İngilizce anlattığı kısa tarih bilgisini kesmek zorunda hissettim kendimi. Merak ettim, acaba sil baştan yapıp en başa dönüp anlatmaya başlayacak mı, yoksa lisana hakim bir şekilde bıraktığı yerden devam mı edecekti? Hemen arkasından öğrendim ki İngilizce ana diliymiş rehberin. Denemekte zarar yok değil mi?

Kahvaltı yapmak üzere otele geri döndüğümüzde turun parçası olarak tekrar Taç Mahal’e gittik. Ve hikayenin tamamını dinleme fırsatı buldum. Genelde saray olarak bilinen bu anıt aslında bir anıt mezar. Ve en önemlisi Şah Cihan’ın karısına olan aşkını dile getirmek için yaptırdığı sözü, bir rivayet. İşin aslı ölüm döşeğinde olan Begüm eşi Şah Cihan’dan üç şey ister. Öncelikle tekrar evlenmemesini, sonra da çocuklarına hem annelik hem de babalık yapmasını... Begüm en son olarak da hem aşklarını tarihe geçirecek, hem de kocasına kendisini hatırlatacak bir anıt yapmasını ister. Yani bu meşhur anıt sipariş üzerine yapılıyor. Begüm isteklerini dile getirip ölüyor ve geriye dördü erkek, ikisi kız altı çocuk bırakıyor. Alışılagelmişliğin dışında üçüncü erkek çocuk diğer erkekleri öldürüp de başa geçince babasını sürgüne Agra Kalesi’ne yolluyor. Yapımı 22 yıl süren anıt Shiraz’dan gelen İshak Efendi tarafından İtalya’dan gelen ustalarla birlikte bitirilince, Şah Cihan ölene kadar kalede hapis kalıyor ve hep anıtı gözlüyor. Yaşlanınca ve gözleri bozulmaya başlayınca dış bükey kocaman bir ayna sayesinde Taç Mahal’i seyretmeye devam ediyor.

Anıt çıkışında insanların çektiği, arkasında sepet ve iki kişinin oturabileceği bisiklete binmek üzere fiyatı sorduğumuzda, yirmi Rupi’den kapıyı açan adam kısa sürede “iki kişi on Rupi” fiyatına teslim olmuştu. Etrafta yüzlerce aynı işi yapan vardı. Hafif rampalı yolda kan revan içinde pedalları çevirirken adamın yarattığı rüzgar sayesinde biz etrafı incelemekle meşgul oluyorduk. Yolda devenin üzerinde bir yerli görünce bir an durduk ve resmini çektim. Devenin üzerindeki adam deveyi aşağı doğru yatırdı ve bizlere elini uzattı. Para istiyordu, zannedersiniz ki Hollywood’da yaşayan bir artistin resmi çekildi. Vermedik. Otobüse varınca bisikleti kullanan adama kıyamadım ve gözlerinin içine bakma riskini alıp ona yüz Rupi uzattım. Topu topu iki dolara denk geliyordu. Gözlerindeki sevinç ve parıltıyı iki dolara başka nerede alabilirdim ki? Adam mutlu, ben mutluydum. Sömürgeci gibi hissetmemek adına vicdanımı biraz rahatlatmak için iki dolarlık huzur satın almıştım, işin gerçeği bu. Dünyanın kaç yerinde iki dolara bu huzur satın alınır ve böyle göz parıldar bilmiyorum. Bileniniz varsa bana da söylesin.

Öğleden sonra Taç Mahal’de mermer işçiliğinin yapıldığı fabrikaya gittik. Tam bir turist tuzağıydı. Düşündüm eskiden İstanbul’a gelen Amerikalı turistler böyle mi hissederlerdi. Acaba halen gelip de böyle hisseden var mı? Ama Hintlilerin öğrenmeleri belli ki bayağı zaman alacaktı. Altı hafta işçilikle iki ustanın yapmış olduğu mermer levha için, işçiliğin neredeyse bedava olduğu bir ülkede yaklaşık bir asgari ücreti temel alarak, kafamda hesabını yapıverdim. Satıcı beş mislini dolar olarak istedi.

Arada söylemeyi unuttum tüm otobüslerin üzerinde koskoca “turist” tabelası konulmuş ve sözde yerliler bunu görünce saygı gösteriyor ve ayak altında dolaşmıyorlar. Bana sorarsanız “kerizler geliyor” diye megafonla yayın yapılsa daha az kazıklanırdık. Dükkana giren yirmi altı kişinin hepsi elleri boş çıkmıştı. Pazarlık etmeye bile değecek fiyat söylenmemişti. Ülke fakirdi, dükkanda çalışanlar vardı, paraya ihtiyaçları vardı ve yirmi altı kişiyi elleri boş dışarı yollamışlardı. Tavsiye edilen turistlerin kendi başlarına küçük dükkanlara güvenlik açısından gitmemesiydi. Tabii ilk fırsatta denedik ve dükkan sahipleri önceden bastırılmış kartları bize takdim ettiler, meğer tüm tur rehberleri yüzde kırk indirim alıyorlarmış. Bu tip küçük dükkanlarda açılış fiyatları diğerlerinden yüzde kırk daha az oluyormuş. Sonuçta mermer ve işçi bolluğu olan bir ülkede ne satsalar işlerine yaramayacak mıydı?...

Akşam olduğunda methini duyduğumuz Amar Villas Oteli’ne bakmaya gittik. Otel yedi yıldızının her birini hak ediyordu. Dışarıdaki fakirliğe rağmen içerisi görkemliydi... “Allah’a en yakın olan ülkede” uyumak üzere odama gittiğimde saatler sabahın ikisini gösteriyordu.

çesme

 

Nihayet yaz tatilinin sonuna geldik, okullar açıldı. Bazılarımız doyamamıştır belki yaza aynı her yaz olduğu gibi, bazılarına da tatil olduktan sonra mevsim hiç fark etmeyecek. Bu yazımı İzmir’in Çeşme beldesinde aynı son sekiz sene geçirdiğim gibi geçirdim ve artık burası ile ilgili bir yazı yazma vakti geldi diye düşündüm. Belki biraz geç kaldım ama seneye güzel ve cana yakın insanların olduğu, halen bakir koyların bulunduğu rüya gibi bir ilçeye gitmek isterseniz aklınızda bulunsun istedim. Aslında tüm yöre Çeşme olarak bilinse de Ilıca ve Alaçatı ile bağlantılı bir üçgen alandan oluşuyor. Bunlardan en belirgin şekilde büyüyeni tabii ki Alaçatı. Görülmesi gereken yerler listemin başında, cumartesi günleri kurulan Alaçatı pazarı var. Bildiğiniz sebze ve meyvelerin, aynı zamanda yöresel kumaş, havlu, örtülerin satıldığı pazarda yöreye özel tatlı beyaz soğan, darı dedikleri mısır, deniz börülcesi, Frenk elması denilen malta eriği, yassı şeftali ve acur denilen sert ve çekirdeksiz cins bir salatalık bulabilirsiniz. Pazarı her kesimden insanlar sabahın dokuzundan akşamın dokuzuna kadar ziyaret ediyor. Çocuğu olanlar için her tür hayvanın satıldığı bir stant da var. Su kaplumbağası, rengârenk boyanmış bir milyona satılan civcivler, kuş türlerini gören çocuklar ile her hafta pazarlık edebilirsiniz. Pazarın hemen arkasında caminin yanında eski köy evlerini andıran bir kahvenin yanı başında eskici ya da bitpazarı var. Ülkemizden ve komşu ülkelerden toplanan porselen, metal ve kumaşlardan oluşan takı, kap kacak ve kılık kıyafetler makul fiyatlara satılıyor.

Alaçatı eski bir Rum köyü olduğundan koruma altında ve son yıllarda çoğu İstanbullular tarafından satın alınıp elden geçirilmiş. Çarşının içinde belli başlı küçük sempatik oteller bulunuyor. Bunlardan en meşhuru Taş Otel. Bunun yanında O Ev Otel, Sakızlı Han ve Sailors Otel’i unutmamak gerek. Alaçatı’da yemeğe nereye gitmeli diye soruyorsanız, kesinlikle uğranması gereken ilk yer Agrilla. 1800’lü yıllardan kalma eski bir ahırda günde üç öğün yemek servisi yapılıyor. On beş günde bir cumartesi akşamları tango geceleri var. Müziği ışığı ve dansları ile insanı alıp götürüyor bir yerlere. Aynı sıra üzerinde Tuval ticari bir boyutta mükemmel bir servis sunuyor. Dövülmemiş eti kesinlikle denemeli. Delice aynı sırada yer alan ufak ve sempatik bir lokanta mutlaka rezervasyon yapılmalı. Mönü yok, sahibi aynı zamanda mutfak sorumlusu, her gece kendi kafasına göre pişirip değişik tatları size sunuyor. Bu sene açılan Lavanta ve Su’dan kalıcı olacağa benzer. Su’dan benim en sevdiğim yerdi bu yaz. Deniz mahsulleri mutfağından karidesli fettucineyi tavsiye ederim.

Alaçatı’nın kendi halk plajı olduğu gibi dünyaca meşhur bir de sörf plajı var. Dünyanın her yerinden sörfçüler gelip burada kamp yapabildikleri gibi, sörfte yapıyorlar. Lokantasında yemekler güzel fiyatlar çok makul. Seaside gene ilk açılan büyük plajlarından, buz gibi deniz suyu ile yazın sıcaklığında serinlemenin adresi burası. Kahvaltı ve hafif akşam yemekleri için hemen Alaçatı girişinde Alaçat kahvesi var. Kır evi görüntüsündeki bu yerde ev yapımı ekmekler ve reçeller değişik omlet çeşitleri ile birlikte servis yapılıyor.

Ilıca’ya geçtiğinizde artık Sheraton plajı olarak bilinen halk plajının kumu yumuşak ve bembeyaz, denizi ise resimlik. Kış günlerinde sıcak ve güzel bir plaj hayal etmek istediğinizde burayı düşünebilirsiniz. Yöreye özel sabah kahvaltılıkları burada çok meşhur. Bir nevi poğaça olan “Boyos” ile yufka, beyaz peynir ve maydanoz kızartması börek “ katmer” ile İzmir lokması her köşede satılıyor. Kumru sandviçleri ise ağız suyunu her an akıtabilir. Susamlı ekmekler mangalda ısıtılıyor. Sucuk, salam ve peynir domates ile karıştırılıp yine mangal da kömür ateşinde pişiriliyor ve ekmeğin içine konuluyor. Doyurucu ve çok lezzetli. Büyük pahalı otel sevenler için Sheraton burada, fakat yeni açılan Ilıca Oteli bence rekabeti kızıştıracak gibi. Yılların meşhur pastanesi Bonjour gene Ilıca’da. Paşa Limanı’na doğru gidilince son senelerin favori plajı Aqua Vekamp’da hem kampingciler ağırlanıyor hem de tabii sıcak su havuzunda akşam üzeri içkiler içilebiliyor. Sıcak hava, sıcak su ve alkol karışımı insana ne yapıyor merak ediyorsanız mutlaka gidin, ama cebinizde para olsun çünkü fiyatları fahiş ötesi. Yanı başında bu sene açılan Fontana, dekoru ile servisi, müziği ve konumu ile seneye de dopdolu olacağa benzer. Artık plaj rezervasyonları da yapılıyor Çeşme’de yoksa açıkta ve ayakta kalabiliyorsunuz.

Çeşme Köy’ün kendisi biraz turistik. Hem dükkânları hem kalesi hem de lokantaları ile yabancı turiste hitap edecek şekilde duruyor. Faytonların yanında bira evleri, muhallebicisi, kebapçısı bir arada duruyor. Kilise önünden konser biletleri almak ya da yaz dövmesi yaptırmak dışında pek işim düşmedi Çeşme Köy’e. Limanı geçer geçmez Çiftlikköy’e gelince ilk durak yılardan beri hizmet veren salaş lokanta “Langusta”ya mutlaka uğrayın. Halen servis Allah’a emanet, ıstakozlar taptaze ve hep kalabalık. Ama değişen tek şey fiyatlarda İstanbul fiyatlarını yakalamış olması. Ahşap maslarda yemek yerken içecekleri kendiniz gidip alıyorsunuz. Tuvaletler bahçede ve Nuh’tan kalma. Babaylon Oteli’nden sonra Seaside plajının devamı olan fakat arada burun bulunan plajlar yöresi Altın Kum bölgesine geliyorsunuz. Eski ve halen popüler olan Okan Beach, Fun Club her biri yaş ve gününe göre değişik keyif verebiliyor, ama deniz hep soğuk, kımıldamadan durmak imkânsız. Kızgın yağa kızartılmak üzere patates attığınızda çıkan sesi güneşlenme sonrası suya atladığınızda aynen duyabilirsiniz. Geçen sene açılan ve benim favori yerim Kum Beach bu sene ek yapılan Çim Beach ile tahtalardan yapılmış ve içleri yastık dolu locaları ile muhteşem müziği ve yemekleri ile süper.

Dalyanköye’e gitmek isteyenler Onur Otel’in havuzunu, yemek için ise balıkçılarını denemeliler. Halen balık servis yapılmadan müşteri önünde tartılıyor ve fiyatı söyleniyor.

Aynı yol üzerinde Ayayorgi Kkoyu olarak bilinen koy hem gündüz plaj hizmeti hem gece yemek ve müzik hizmeti veriyor. Koydaki en eski ve halen en güzel yer Paparazzi. Yemek ve müziği ile hiç ödün vermiyor. Gece yarısından sonra aynı koyda yer alan Shayna, Sole Mare ve Granada devreye girince bir müzik cümbüşü oluyor ve toprak tek şeritli yoldan çıkmak bir işkenceye dönüşüyor özellikle hafta sonları.

Son yıllarda tüm Çeşme yöresine inanılmaz bir turist akını var, her yer dolu, otellerde yer bulmak zorlaşıyor ve yavaş yavaş şehirleşme yolunda ilerliyor Çeşme. Havaalanından otoban ile yaklaşık elli dakikada varacağınız bu güzel beldemizi daha fazla dolmadan ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum tabii şimdiye kadar keşfetmediyseniz.

Fethiye

Fethiye

Deniz, güneş, kum, tarih, doğa, yeme, içme, eğlence, adrenalin... Tatil anlayışınızın içinde bu kelimelerden hangisi ya da hangileri yer alıyor bilemiyoruz ama, tümünü aynı anda bulabileceğiniz bir yöre biliyoruz: Fethiye.

Güney Akdeniz’in özellikle yaz aylarında en çok rağbet gören bölgelerinden olan Fethiye, unutulmaz tatil yaşamak isteyenler için ideal… Fethiye’ye karayolu ile Antalya, Muğla ve Burdur bağlantılı üç ayrı alternatif ile çam ağaçları arasında yapılacak rahat bir yolculukla ulaşılabiliyor. Hava ulaşımını tercih ederseniz en yakın havalimanı 55 km. uzaklıktaki Dalaman Havalimanı. Fethiye–İstanbul arası 814 km’dir. Ankara’dan 635 km, İzmir’den ise 359 km uzaklıkta.

Ölüdeniz gibi dünyada eşi bulunmayan bir plajı bulunan Fethiye, Türkiye'nin turizm merkezlerinden biri. Hemen belirtelim: Ölüdeniz, geçtiğimiz yıllarda Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi olan Bild’in internette başlattığı, ‘Dünyanın En Güzel Sahili’ yarışmasında en yüksek oyu alarak birinci oldu.

Ah Belcekız!

Ölüdeniz’e ait onlarca efsane bulunuyor. Bunlardan birine göre; Denizci baba-oğul derin maviliklerde yol alırken çok güçlü bir fırtına çıkmış. Fırtınadan kurtulacakları sığınabilecekleri sakin bir koy olduğunu söyleyen denizci genç, babasını bir türlü inandıramamış, aralarında müthiş bir kavga çıkmış kavga sırasında yanlışlıkla çarpan kürek darbesiyle genç çocuk denize düşmüş ve ölmüş, daha sonra babası genç denizcinin bahsettiği o sakin koyu görmüş ve oğluna inanmış ancak işten çoktan geçmiş. Diğer bir efsane göre ise; baba-oğul denize açılırlarmış. Genç denizci, Belcekız adlı bir kıza aşık olmuş ve su almak için her fırsatta Belcekız'ı görmeye gitmiş. Bir gün babasıyla denizde ilerlerken fırtınaya tutulmuşlar. Genç denizci babasına sakin bir koydan bahsetmiş ancak, babası oğluna inanmamış, genç oğlunun aşık olduğu kızı görmek için bahane uydurduğunu zannetmiş ve çok sinirlenmiş. Bu sırada o sinirle oğlunu denize itmiş. Genç denizcinin cesedi sahile vurmuş, aşık olduğu gencin cesedini gören kız ise bu acıya dayanamayarak intihar etmiş. Genç Kızın intihar ettiği yere Belcekız, genç denizcinin öldüğü yere de Ölüdeniz denmiş. Ölüdeniz, Fethiye’ye 14 km. uzaklıkta bulunuyor. Yol boyunca çamların arasından beliren maviye insanı sarhoş ediyor. Ölüdeniz’de yüzmek ise bambaşka bir keyif. Dünyanın en özel adalarında bile bulunmayan kıpırtısız, pırıl pırıl suyun dibinde tek bir yosun bile yok! Ayrıca Fethiye’de Çalış ve İztuzu plajları da bulunuyor.

Adrenalin tutkunları

Fethiye adrenalin tutkunları için de bir çok alternatif sunuyor. 1975 m.yükseklikte bulunan Babadağı’ndan paraşütle atlamak ve dünyanın en güzel bölgesinin nefes kesen manzarasını izlemek, yaşamınız boyunca tattığınız tüm zevklerin ötesinde bir anı. Ayrıca Fethiye, Af Kule gibi dalış bakımından çok uygun yerlere sahip. Fethiye’nin parlak suları ve pırıl pırıl suları su altı fotoğrafçıları içinde pek çok güzellik sunuyor. Göcek ve özellikle de Ölüdeniz yakınındaki adalar ve koylar dalış tutkunluklarını kendisine çekiyor. Alternatif turizm faaliyetlerinden biri de düzenlenen, günlük, haftalık yürüyüş turları. Bu turlarda zengin bitki topluluklarını görebilir, kırsal kesimin kültürünü tanıyabilirsiniz. Bunların dışında Toros Dağları’ndan Akdeniz’e ulaşan güzergahlarda at sırtında gezintiler düzenleniyor.

Gezelim görelim

Bugunkü Fethiye kenti yakınlarındaki Belen'de, MÖ. 3000'lerde kurulduğu sanılan antik Telmessos kenti, Lykia'nin Karia sınırında yer alıyormuş. Uzun bir süre Lykia'ya karşı bağımsızlığını koruduktan sonra, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Pers egemenliğine girmiş. MÖ.5. yüzyılda Delos Birliği'ne, MÖ.362'de de Lykia'ya katılmış.

Bu nedenle bölgede o dönemlerden kalan bir çok tarihi eser bulunuyor. M.Ö 4.yy’dan günümüze ulaşmış tarihi kalıntılardan biri Likya döneminden kalan ve şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarların çevrelediği Likya Kaya Mezarları. Basamaklarla yukarısına doğru çıktığınızda mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşılıyor. İon stilinde ve tapınak türünde yapılan bu mezarın solundaki sütunun üzerinde dönemin alfabesi ile “Herpamias oğlu Amintas” yazıyor. Tarihe merakınız varsa eğer, Likya Kaya Mezarlıkları görkemi ile sizi büyüleyecek.

Mitolojik çağlara ait kalıntılardan ortaya çıkan tapınaklardan en önemlisi olan Letoon da Fethiye’de gezinizin bir diğer durağı olmalı. Letoon, Likya Birliği’nin dinsel merkezi kabul ediliyor. Apollon ve Artemis’e adanmış 3 tane tapınak bulunuyor. Antik çağlarda kalan en dikkat çekici yerlerden bir tanesi ise; Telmessos Antik Tiyatrosu. Yapılan kazı çalışmalarına göre burada geçmiş zamanlarda 5000 kişi kapasiteli bir tiyatro olduğu ve arena olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Kelebekler Vadisi’ne özel ilgi

Tüm bunlardan başka Kelebekler Vadisi’nin ayrı ilgiyi hak ettiğini söylemeliyiz. Fethiye’den tekne turuyla ulaşabileceğiniz bir doğa harikası Kelebekler Vadisi, küçük şelalesi, kumsalı ve tertemiz denizi ile nefes kesen bir güzelliğe sahip. Buraya temmuz ve eylül ayları arasında Jarsey Tiger adlı kelebek türünün yaşamasından dolayı Kelebekler Vadisi deniyor.

Fethiye'de yapacağınız tekne turları da size ayrı güzelliklerin kapılarını açacak. Fethiye’de bulunan 12 tane küçük adacık ve bozulmamış koylar, eğlenceli ve iyi hizmet sunan kiralık teknelerle gezilebiliyor.

Yemece-içmece- eğlenmece

Fethiye’de gezdiniz gördünüz, peki ne yiyeceksiniz? Akdeniz mutfağının en güzel örneklerinin sunulduğu Fethiye’de bol bol balık yiyin. Deniz ürünlerinin ucuz olduğunu da ekleyelim.

Fethiye’nin eğlence hayatı da oldukça hareketli. Eğlencenin kalbi Paspatur bölgesinde atıyor. Bu bölgede yoğun olarak restoran, cafe, bar ve klüpler yer alıyor ve Fethiye’de eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor.

Kaş

Kaş

Akdeniz'in bozulmamış beldelerinden biri olan Kaş, Antalya'dan Fethiye'ye uzanan sahil şeridinde yer alan şirin bir liman kasabasıdır. Batıyı Toros Dağlarının dik yamaçlarının denizle buluştuğu noktada; yarımadalar, adacıklar ve komşusu Meis Adası ile kuşatılmıştır.

Kaş'ın ı.Ö. 2. bin yılındaki isminin Habessos olduğu ileri sürülür. şehirde bulunan ve iki ayrı dilde yazılmış bir yazıta göre, antik dönemde, Orta Lykia Bölgesi'nin eski liman kenti Antiphellos'un üzerine kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarına kadar da Andifli olarak adlandırılmıştır. Bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı, meşe palamudu ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek, kendine yeten zengin bir şehire dönüşmüştür.

Kaş'ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve "mausoleion" adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür.

Kaş'ın tarihsel kalıntıları arasında en dikkat çeken anıtlarından biri, Uzun çarşı Caddesi üzerinde karşımıza çıkan ve İ.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen bir lahiddir. Kent içinde dolaşırken birçok kaya mezarları, lahitler ve "mausoleion" adı verilen mezar anıtları ile karşılaşmak mümkündür. Akropol olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası'na bakan yüzünde, günümüze ulaşabilmiş, işçiliği düzgün sur kalıntıları görünür. Şehrin batısında, Antiphellos'un Hellenistik Dönem'e tarihlenen tiyatrosu ise oldukça sağlamdır.

Kaş, tarihi eserleri yanında tam bir doğa cennetidir: Büyük Çakıl, Küçük Çakıl ile Kalkan yolu üzerinde bulunan Akçagerme ve Kaputaş plajları, tertemiz sularında serinleyebileceğiniz yerlerdir. Ayrıca, sadece denizden ve yürüyüş rotasından ulaşılabilen, antik Sebeda kentini ve Antiphellos'un ikinci limanı olan Limanağzı Plajı'nı da unutmamak gerekir. Doğayla tarihin bütünleştiği Kekova'ya (Simena) yine tekneyle gidilebildiği gibi, karadan Üçağız'a (Theimioussa) gidilip ardından motor veya deniz kanosuyla (sea kayak), batık kent ve inci gibi işlenmiş koylar gezilebilir. Kaş'ın çevresinde yer alan mağaralardan Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, Kekova Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası, tüysüz yarasaları ve ayazma kalıntısı ile Hıdrellez Mağarası dikkat çekicidir.

Doğa aktiviteleri merkezi olarak ilginin her geçen gün arttığı Kaş, Akdeniz'in en önemli dalış merkezi olma yolundadır. Değişken kıyı yapısı, antik batık ve amphoraları, modern gemi ve uçak batıkları, resif, kanyon ve mağaralar ile fauna ve floranın zenginleştirdiği, yasak bölgelerin büyük bir bölümünün dalışa açıldığı, güçlü akıntıların olmadığı, berrak ve turkuaz deniziyle bu ilgiyi hak eder.

Son yılların ilgi çeken su sporlarından kano yapmak isteyenlere de heyecan verici seçenekler sunar bölge. Kaş'ın (Antiphellos-Sebeda) ve Kekova'nın (Theimioussa-Simena) tarih ve doğa güzellikleriyle süslü eşsiz koylarında deniz kanosu (sea kayak), sakin akan suları ile Eşen ve Dalaman çayları'nda da, nehir kanosu yapılmaktadır.

Kaş, iklim koşulları ve yeryüzü şekilleri açısından yamaç paraşütü aktivitesi için de son derece elverişlidir. Paragliding meraklıları, deneyimli hocalar eşliğinde yeşil dağlardan süzülürken, muhteşem Kaş Arşipel'ini izleyerek kendilerini berrak suların kıyısına bırakabilirler.

Trekking ve antik kentler arasında yürüyüşlere sayısız olanak sunar yöre. Toros Dağları'nın en güzel rotalarından birinde; kimi kez sedir ormanlarında, kimi kez zengin maki topluluklarında, kimi kez vadileri, kanyonları aşarak, yürünebilir. Mevsimine göre bitkileri, kuşları ve diğer zararsız hayvanları gÖzleyebilmek, tatilini sadece denize girerek tüketmek istemeyenler için iyi bir seçenektir. Bu yürüyüşler, doğal güzelliklerin yanı sıra Likya patikalarını takip ederek, turist akınına uğramamış antik kentleri keşfetme, bozulmamış köyleri ve yöresel özelliklerini tanıma fırsatı da verir. Yaz sıcağının yakıcılığından kurtulmak isteyenlere yaylalarda günübirlik ve konaklamalı geziler düzenlenmektedir.

Likya uygarlığını daha yakından tanımak isteyenler için, antik kentlere günübirlik geziler de yapılmaktadır. Kaş'ın çevresinde; Xanthos, Letoon, Patara, Phellos, Pinara, Tlos, Istlada, Apollonia, Aperlai, Simena, Isinda, Kyaenai, Arykanda, Myra gibi antik kentlerin yanı sıra, henüz ismi bilinmeyen birçok harabe keşfedilmeyi bekler. Bu olağanüstü tatil beldesine uluslararası bir nitelik kazandıran ve Kaş Belediyesi tarafından düzenlenen Kaş Festivali ise her yılın Haziran-Temmuz ayında yapılmaktadır.

Safranbolu

Safranbolu

Safranbolu geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel dokusu içinde koruyan örnek bir kent. Sahip olduğu zengin kültürel mirası kent ölçeğinde korumadaki başarısı Safranbolu'yu "Dünya Kenti" ününe kavuşturdu ve UNESCO tarafından "Dünya Miras Listesi"ne alındı.

Safranbolu, Anadolu’nun kuzey batı kesiminde yer alıyor. Antik devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçen Safranbolu’da sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlar.

Bizanslılar döneminde kentin adı Dadybra. 1196 tarihinde Selçuklular zamanında kentin adı Zalifre olmuş. Beylikler döneminde ve Osmanlıların ilk zamanlarında kentin adı Borglu ve Borlu şeklini almış. 16 yüzyıl Osmanlı Tapu ve Tahrir defterinden izlenebileceği gibi Borlu, yöreye yerleşen Taraklı Aşireti’nden dolayı Taraklıborlu olmuş.

Taraklıborlu adından sonra Safranbolu için Osmanlılar döneminde kullanılan diğer adlar, 18 yüzyıl ortalarında Zağfiran-ı Borlu, 19 yüzyıl ikinci yarısında kısa bir süre için Zağfiran-ı Benderli 19. yüzyıl son çeyreğinden itibaren Zağfiranbolu, son olarakta Zafranbolu ve Safranbolu biçimine dönüşmüş.

Kente adını veren safran bitkisi kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilme özelliğine sahip bir bitki. Gıda, ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılıyor. Bu ilgi çekici bitkinin dünyada üretildiği ender yerlerden biri Safranbolu.

Dünya Mirası Listesi’nde

Safranbolu, tarihi geçmişinde, en üstün ekonomik ve kültürel düzeyine Osmanlı döneminde ulaşmış. Kentin 17. yüzyılda İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama merkezi oluşu, bölgede ticaretin gelişimine olanak sağlayarak zenginleştirmiş. Bu dönemde İstanbul ve Kastamonu ile yoğun ilişkiler yaşanmış, Osmanlı devlet adamlarından bazıları kente önemli eserler bırakmışlar.

Safranbolu geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve uzun tarihi geçmişinde yarattığı kültürel mirası çevresel dokusu içinde koruyan örnek bir kent. Sahip olduğu zengin kültürel mirası kent ölçeğinde korumadaki başarısı Safranbolu’yu “Dünya Kenti” ününe kavuşturdu ve UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne alındı.

Tüm ülkede bulunan yaklaşık 50 bin kadar korunması gerekli kültür ve tabiat varlığının 1131’i Safranbolu’da. Bu zenginlik kenti bir Müze Kent haline getirdi. Kentin ününü oluşturan Safranbolu Evleri 18. ve 19.yüzyıl Türk hayatının geçmişini, kültürünü, ekonomisini, teknolojisini ve yaşama biçimini yansıtan mükemmel mimarlık bilgisi ile yapılmışlar. Bugün yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunuyor. Bu evlerin 800 kadarı yasal koruma altında.

Doğaya ve insana saygılı evler

Meşhur Safranbolu Evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşları. Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönük olarak inşa edilmiş. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmıyor. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumda. Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengeli olan evlerde çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemen. Çünkü hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemiyor. Evlerin yapımında taş, kerpiç ahşap ve alaturka kiremit kullanılmış ve bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılıyor.

1975 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu’nun Safranbolu’yu kentsel sit ilan etmesi ile akademik düzeyde başlayan kente olan ilgi, zamanla ülkemiz sınırlarının dışına taştı. 90’lı yılların başından bu yana küçük ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu ile turizm ilçe ekonomisindeki yerini hissettirmeye başladı. Terk edilen konaklar, otel, lokanta gibi işlevlerle yaşama dönüştürülerek, bozulan arnavut kaldırımları yeniden yapıldı. Anıtsal eserler restore edilmeye başlandı ve kaybolmak üzere olan el sanatları turistik amaçla yeniden canlılık kazandı.

Görülmesi gereken yerleri

3000 yıllık tarihi geçmişe sahip olan Safranbolu pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve günümüze bir kültür zenginliği olarak ulaşmıştır. Özellikle Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve eşsiz konaklar gelenlere hayranlık uyandıracak nitelikte. Çarşı ve Bağlar, tarihi Safranbolu’nun görmeye değer iki ayrı bölgesi. Çarşı’nın kurulu olduğu vadiyi tepeden gören Hıdırlık Tepesi’ne çıkarak kentin panaromik manzarası görülebiliyor. Aşağıda Cinci Hanı ve Hamamı, karşıda Kale, saat kulesi, tabakhane, eski evler, konaklar, hanrlar ve hamamlar bir bütün olarak önünüze seriliyor. Benzer bir manzarayı, Kale’den ve Hasan Dede Kayası ile Şahbalı sırtlarından da seyredilebiliyor. Safranbolu’da Cinci Hanı ve Kaymakamlar Evi mutlaka ziyaret edilmesi gereken iki önemli eser. Kaymakamlar Evi, bir müze ev olarak düzenlenmiş ve tarihi Safranbolu evlerinin tipik özelliklerini en iyi şekilde yansıtıyor. Ayrıca Manifaturacılar Sokak, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilen evlerin bulunduğu Arasta arkası ve Hükümet Sokak, Bakırcılar Çarşısı, Demirciler Çarşısı ve Yemeniciler Arastası kesinlikle görülmesi gereken yerler.

Olimpos

Olimpos

Olimpos, barındırdığı tarihsel değerler, ağırladığı caretta carettalar ve muhteşem doğası ile dinlenmek isteyenler için muhteşem bir seçenek!

Antalya'nın batısında yer alan Olimpos Kemer ile Adrasan arasında yer alıyor. Antalya'dan Kumluca yönüne doğru giderken Phaselis'i geçtikten sonra Olimpos'a giden tabelayı görürsünüz. Kuruluş tarihleri M.Ö. 168-78 yıllarında basılan Likya Konfederasyon sikkelerinde adı geçmekte olan bir liman kenti İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuş.

M.Ö. 100'de Lykia birliğinin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olan. Olimpos'u, M.Ö. 78'de Roma komutanı Servilius Isaurieus korsanlardan temizleyerek Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı'daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuş. Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz'de cirit attığı Orta Çağ'da şehir biraz hareketlenmiş ise de Osmanlıların deniz üstünlüğünü kurmalarından sonra iyice önemini kaybetmiş ve XV. yüzyılda terk edilmiştir.

Kumsalın konukları: İnsanlar ve caretta caretta’lar Olimpos, içinden geçtiği dereciğin iki yanına yayılmış. Kumsaldan da görülen ve mezarların üzerinde bulunan yüksek tepe Olimpos'un akropolü. Üzerindeki yapı kalıntıları ise Orta Çağ'da bir kale şekline sokulan surlara ait. Bu tepeden bakıldığında Venedik misali ırmağın güzel görüntüsünü seyredebilirsiniz. Irmak, kenarlarına yapılan poligonal teknikteki duvarlarla kanal haline sokulmuş, bugün de izlerini gördüğümüz köprü ile iki yaka birleştirilmiştir. Nehrin karşı tarafında hemen kıyıda görülen pencereli yapı şehrin hamam kalıntıları. Olimpos'un bu kıyısına nehrin üzerindeki iri taşlara basarak geçilebilir. Burada çalılıklardan çok zor gezilebilen Olimpos'un tiyatrosu bulunuyor. Tiyatronun tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye dağılmış süslü kapı ve niş parçaları burada tipik bir Roma Devri tiyatrosunun bulunduğunu gösteriyor. Tiyatro ile deniz arasında Bizans Çağı bazilikası ve suru ile nehrin kenarındaki hamam kalıntıları.

Olimpos caretta caretta kaplumbağaların yumurta bırakmaya geldikleri ender sahillerden biri. Bu nedenle sahilde ateş yakmak yasak. Birkaç çardaklı kır lokantası haricinde bakirliğini sürdüren kumsalda kaplumbağa yumurta yuvaları metal kafeslerle korunuyor. Eşsiz kumsalda ve pırıl pırıl denize girenlerin ömrü uzuyor. Günümüzde hala bakir kalmış koylardan biri olan Olimpos’da, SIT alanı kapsamında olduğu için antik alan ve çevresinde yapılaşma yasak. Konaklama ağaç evlerde yapılıyor. Bölgede ağaç evlerle oluşturulmuş tesisler yer alıyor. Ayrıca Çıralı'da portakal bahçeleri arasındaki pansiyonlar var.

Bölge yakınlarındaki Beydağları Olimpos Milli Parkı da dağcılıkla ilgilenenler için ideal bir bölge.

Yanartaş ziyareti

Olimpos tüm ziyaretçilerin hoşça vakit geçirdikleri benzersiz bir doğal cennet. Antik şehir en son olarak doğa tarafından fethedilmiş. Şehri gezmek için ormanın içerisinden, vahşi hayatı görerek, çam ve defne ağaçlarının kokusunu duyarak maceralı bir yolculuk yapmak gerekiyor. Olimpos'un kuzeyinde yer alan Çıralı Plajı'nın yamaçlarında yaklaşık ?>300 m. yükseklikte, Yanartaş yer alıyor. Ören yeri girişinden yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşten sonra bu yanar taşların olduğu tepeye ulaşılıyor. Mitolojiye göre Likya'lı Kahraman Bellerophon kanatlı atı Pegasos'un sırtında ağzından ateş püskürten canavar Kimera ile savaşmış ve onu burada öldürmüş. Yöresel inanışa göre canavarın ağzından çıkan ateş bugün hala yanmakta. Kutsal alan olarak yorumlanmış olan bu yörede Romalılar ve Bizanslılardan kalma yapılar bulunur. Burada yeryüzüne çıkan doğal gaz, havanın oksijeniyle birleşerek, antik devirlerden beri yanıyor. Eskiden daha güçlü olan ateş, zamanla küçük ama çok sayıda aleve dönüşmüş.

Gündüz saatlerinde belli belirsiz olan alevleri akşam saatlerinde izlemek etkileyici. Geceleri ziyaretçiler ateş çevresindeki eğlenceler düzenliyor.

Argos Kralı'nın oğlu olan Bellerophontes bir av partisi esnasında erkek kardeşini kazayla öldürdüğü için babası tarafından kovulmuştur. Ege Denizi'ni geçerek Anadolu'ya gelen Bellerophontes kendisine yeni bir yaşam kurar. Yöre krallarından birinin yanında hizmetkar olarak çalışmaya başlamıştır. Çeşitli kaynaklar yakışıklı bir genç olduğunu belirtir. Bu nedenle olsa gerek kralın karısı, Argos'un bu eski veliahtına aşık olur. Duygularını delikanlıya açıkça belli etmeyi ihmal etmez. Ancak yanında çalıştığı kralın karısıyla bu tür ilişkiye girmeyecek kadar onurludur Bellerophontes. Kraliçeyi reddeder. Kraliçe ise çok sinirlenmiştir. Krala giderek Bellerophontes'in kendisine zorla sahip olmak istediğini, karşı koyması sonucu ancak kurtulabildiğini söyler. Kral küplere biner. Çok kızmıştır. Bununla beraber delikanlıyı öldürmek istemez. Çağırıp eline bir mektup verir. Mektubu Xhanthos kralı olan kayınpederine vermesini emreder. Mektupta mektubu getiren Bellerophontes'in derhal öldürülmesi yazılıdır. Yola çıkan Bellerophontes Xhanthos'a gelir ve yanında taşıdığı mektubu krala teslim eder. Mektubu alıp okuyan kral önce çok şaşırır. Bellerophontes'in saflığı ve temiz görünümünden oldukça etkilenmiştir. Doğrudan öldürmeyi göze alamaz. Bir süre misafir eder, sonunda Tahtalıdağ'ın çevresinde yaşayan Khimaira canavarını öldürmesini talep eder. Khimaira başı arslan, ortası keçi, kuyruğu ise yılan olanbir yaratıktır. Ağzından burnundan alevler saçmaktadır. Görevi alan Bellerophontes yola koyulur. Yolda karşısına çıkan kanatlı atı (Pegasos) yakalar ve ona binerek havadan ejderhanın yaşadığı yere uçar. Khimaira onları görünce ateşler püskürterek yoketmeye çalışır. Pegasos'la birlikte Tahtalıdağ'a ulaşan Bellerophontes, dağın zirvesine yakın bir yerden canavarın hareketlerini kontrol eder. Oklarını hazırlar ve karşı saldırıya geçerek, ucu kurşunlu oklarını Khimaira'nın ağzından içeriye sokmayı başarır. Canavarın midesi kısa sürede dağlanır. Korkunç yaratık hırıltılı sesler çıkararak yere yığılır. Khimaira ölmüştür, ancak çürüyen bedeni yüzyıllar sonra bile ağzından çıkan ateşlerin sönmesine engel olamaz. O gün bu gündür de Yanartaş Çıralı'da yanmayı sürdürüyor. Bazı kaynaklar günümüz olimpiyat oyunlarının ilk kutsal ateşinin buradan geldiğini yazarlar.

SESDEN RAHATSIZ OLUYORSANIZ ALT TARAFDAKİ CHATİN SESİNİ KAPATINIZ. İSMİNİ DEĞİŞTİRİP CHATA KATILMAK İÇİN MEVCUT İSMİNİZİN ÜSTÜNE TIKLAYIP AÇILAN YERE YENİ İSMİNİZİ YAZINIZ. LÜTFEN KÜFRETMEYİNİZ...